Albiyobir ABD'de Biyodizel Sektörünü İnceledi [21.08.2006]
Albiyobir ABD'deki sektörle ilgili gelişmeleri yerinde görmek, değerlendirmek ve incelemek üzere ABD'ye gitti. ABD Büyükelçiliğinin duyarlılığı ve hızlı hareketi sonucunda dört kişilik bir heyetin seyahat organizasyonu, COCHRAN programı kapsamında gündeme alındı.
İlk etapta, ABD'de görmek, tartışmak ve bilgi edinmek istediğimiz konular soruldu. Cevaplar toplandı ve tahmin ettiğimiz üzere uygun program yapıldı. Nihayet uçuş günümüz 20 Ağustos 2006 Cumartesi ekip olarak yola koyulduk. Biyodizel konusuna içten inanmış, hiçbir menfaat gözetmeksizin, bu yüce ülkede bir şeyler yapmak adına yola çıkmış ve başından beri yanımızda yer alan Prof. Dr. Fikret AKINERDEM ve Prof. Dr. Hüseyin ÖĞÜT hocalarımız yanı sıra, bürokratik işlemleri bir an evvel tamamlamak için çırpınan, Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu biyodizel masası uzmanı Sn. Tayfun HİMMETOĞLU ekibimizi oluşturuyordu. Ve tabii detay öylesine düşünülmüş ki, ASA’dan (ABD Soya Birliği) Sn. Nadir FAYAZOFF tüm seyahat boyunca bizlere eşlik etti.
ABD'ye ayak basmadan önce doğal olarak ön bilgiler toparlamaya çalıştık. Rakamlar inanılmaz ve merakımızı daha da artırıyordu. Neydi bu bilgiler: Daha 2004 yılında 100 000 ton biyodizel üreten ABD, bugün milyon tonları konuşur olmuş. 2007 yılı hedefi 4,5 milyon ton !!!
Öncelikle B-100 için ASTM adlandırmasıyla bir standart belirlenmiş. Bilahare, daha detaya inmişler. Örneğin % 20'ye kadar harmanlama için ayrı standart belirlenmiş. Akaryakıt istasyonlarında biyodizel pompalardan satılıyor. Pompaya gittiğiniz zaman, harmanlanmış mı veya B-100 mü karışım belli ve istediğiniz ürünü alabiliyorsunuz. İşte bu bilgilerle görüşmelere başlıyoruz.
İlk durak Washington. ABD Tarım Bakanlığındayız. Program Uzmanımız Mr. Kylie Cunningham gideceğimiz şehirler, yapılacak görüşmeler ve program detayını aktarırken heyecanımızı gizleyemiyoruz. Bu görüşmeyi bitirir bitirmez, tekrar havaalanı yoluna düşüyoruz. İlk uçuş Missouri eyaletinde Colombia kasabasi. Missouri üniversitesinin bulunduğu bu kasaba şirinliği ve misafirperverliğiyle bizleri karşılıyor.
İlk toplantı Missouri Biyodizel Bordu ve akabinde yine Missouri Soya Birliği yetkilileriyle. Doğal olarak sorularımız daha çok Türkiye'deki mevcut yasalar ve uygulamaların, ABD'de de olup olmadığı yönünde. O kadar çok soru sormaya başladık ki, kendimiz bile rahatsız olmaya başladık. Çünkü aldığımız cevaplar inanılır gibi değildi!
Her şeyden önce ABD'nin, ortalama 180 milyon ton olan dünya soya fasulyesi üretiminin yaklaşık yarısını karşıladı ğını belirtmek istiyorum. Dolayısıyla, çiftçisine sahip çıkan ABD yetkilileri, çiftçilerinin sorunlarına son derece duyarlılar. ABD'de soya fasulyesi ekilisinin bu denli gelişmesinin asıl ne deni, hayvancılığın çok gelişmiş olduğu bu ülkede, çok değerli olan yüksek proteinli küspesi içindir. Soya fasulyesi yaklaşık % 18-20 aralığında yağ içermektedir. Yani kırıldığında yaklaşık % 80 küspe çıkmaktadır. Hayvan besiciliğinde temel besi maddesi olan soya küspesi elde edilirken, geçmiş yıllarda çıkan yağ, stokların oluşmasına neden oluyormuş. Düşük yağ fiyatları ise ABD çiftçisinin en büyük sorunuymuş.İşte bu sorun biyodizel ile aşılmış.
Biyodizel üretiminin inanılmaz tırmanışı soya yağı fiyatlarını da istenen düzeye getirmiş. Elbette, bunda diğer dünya ülkelerindeki biyodizel üretimlerindeki patlamanın da etkisinin büyük olduğunu belirtmek lazım.
Vergi muafiyeti ve teşvikler inanılır gibi değil. Teşvik derken, yatırımdan tutun, satış ve pazarlamaya kadar her aşamada. Ayrıca, posta dağıtım araçlarında, resmi kurum ve okul servis araçlarında, milli parklardaki araçlarda vb. kullanım zorunluluğu getirilmiş. Dahası bazı eyaletler % 2 biyodizelin mazotla harmanlanmasını zorunlu hale getirmişler. Tüm bunlardan daha önemlisi, ABD Silahlı Kuvvetlerinin "Ne kadar biyodizel üretirseniz alacağız" açıklaması!
ABD Başkanı George W. Bush, "Kurulan her biyodizel üretim tesisini ben açmak istiyorum" demiş ve açılışlara bizzat kendisi gitmekte. Bu açılışlar televizyon kanallarından naklen veriliyormuş.Doğrusu dünya lideri ABD, neden biyodizele bu kadar önem vermiş merak ediyoruz. Şüphesiz bir çok neden olmalı. Ama, bizim merak ettiğimiz bu nedenlerin önem sırası. Zira, ne kadar üretim olursa olsun, dünya devi ABD'nin petrol ihtiyacının ne kadarını karşılar ki? İşte asıl cevap, asıl neden burada yatıyor. Doğrusu bu cevap sadece biyodizel için geçerli değil. İster biyodizel olsun, ister biyoetanol, ister rüzgar enerjisi olsun, ister güneş; Söylenen şu; ABD'de enerji kaynağı yaratılsın da, ne, nereden yaratılırsa yaratılsın!!!
Her kesin yakasında 25x25 yazılı rozetler görüyoruz. Bunun anlamı ise daha şaşırtıcı. ABD'nin toplam enerji açığı % 24 düzeyindeymiş (bizim ise % 92). İşte bu enerji açığını 2025 yılma kadar kapatmak için bir seferberlik başlatılmış. Zira, 3 0-40 yıl içinde petrol rezervlerinin tükenmesi beklendiğinden, kendi ülke rezervlerini mümkün olduğunca muhafaza edebilmek için, yenilenebilir enerji kaynaklarını mümkün olduğunca artırmaya çalışıyorlar. Biyodizel için de bu düşünceyle yola çıkmışlar. Önce kendi ülke yağlarına uygun standartlarını belirlemişler (ASTM ). Ama bu standartı zorunlu kılmamışlar. Sadece hedef göstermişler. Altı yıllık bir geçiş dönemi sonrasında ise, standardın önemi ön plana çıkarılmaya başlanmış. Asıl üzerinde durdukları konu, standardın, piyasaların kontrolüyle oturmasını sağlamak. Örneğin bir üreticinin biyodizelinde sıkıntı varsa, zaten bunun üretici firmaya yansıyacağını, hatalı üretim yapan firmanın kaybedeceğini, dolayısıyla ceza sisteminin çalıştırılmasına gerek olmadığı görüşündeler. Örneğin bizdeki ISO benzeri BQ-9000 belgesi vererek, tüketici yönlendiriliyor. Bu mantık ve düşünceyi alınca, ülkemizde nasıl uygulanır diye düşünmeye başlıyoruz!
Özetle, etkin kontrol ve cezaya dayalı bir sistem olmadığı gibi, biyodizel üretenlerin önünün kesilmemesi için bu tutumun devam edeceği görülüyor.Missouri üniversitesinde olduğu gibi Iowa üniversitesinde de "Enerji Merkezi" kurulmuş ve biyodizel pilot tesislerinde üretim yapılıyor. Üretim de kayda değer rakamlarda. Buralarda üretilen biyodizel kırmızıya boyanarak çiftçilere satılıyor. Çünkü, çiftçilere destek vermek üzere böyle bir teşvik de getirilmiş. Zira, çiftçi biyodizelinde vergi yok. Üniversite öğretim elemanları, yukarıda da belirttiğim gibi biyodizel konusu bir tarafa, yan ürünler konusunda çok mesafe kat etmişler. Gliserin, bu ülkede de ciddi sorun olunca, hemen Devlet-Üniversite-Birlikler-Biyodizel üreticileri el ele çalışmalar başlatılmış. Öyle ürünler ortaya çıkmış ki nefes almadan izliyoruz.
İnsan sağlığının her şeyden önce geldiği bu ülkede, en büyük aşama tıbbi ürünlerde sağlanmış. Örneğin petrol ürünlerinden elde edilen ve kalbe takılan stenler artık biyodizel yan ürünü olarak elde ediliyor. Yine bulaşık yıkamada kullanılan eldivenler, sürekli su altında ve deterjan etkisinde olduğundan, cilt ile direk temasta olduğundan, gliserinden elde ediliyor ve müthiş reklamla satılıyor. Camlar, plastik yapı elemanları ve daha neler neler. Saymakla bitmiyor. Ve hayal ediyorum, bir gün biz de, kim satacak, kim komisyon alacak vs. safhalarını bitirip bu teknolojileri konuşabilecek miyiz?
Biyoetanol konusuna girmiyorum ,çünkü sayfalar yetmez ve ekibimizin asıl amacı biyodizel. ABD, asıl patlamayı biyoetanolde yapmış. Neredeyse tüm istasyonlarda %15 harmanlanmış ve E85 adıyla satılan
biyoetanole rastlamamak mümkün değil. Yakın tarihe kadar mısır, buğday, arpa, şeker pancarı kullanılan bu ülkede, şimdi switchgrass denilen bir bitki geliştirilmiş. Yüksek selüloz içeren bu bitkiyle şimdi, selüloz kaynaklı biyoetanol üretimiyle tam patlama yaşanıyor. Yoğun programımızın içinde, Iowa Üniversitesi ile ABD firmalarının ortak düzenlediği iki günlük konferansa da katılıyoruz. Bu konferans, daha çok yeni çalışmaların sunumu şeklinde, yani, akademisyenlere göre olsa da, bir bilgiyi sizlere aktarmak istiyorum. BP Petrol firması, yenilenebilir biyoyakıtlar konusunda yapılacak çalışmalar için yıllık 50 milyon Dolar olmak üzere, 10 yıl için 500 milyon Dolar kaynak tahsis etmiş. Üniversiteler anlaşmalarını yapmış ve hummalı çalışmalar tüm hızıyla devam ediyor.
Her adımda ülkemizin durumunu kıyaslamadan edemiyoruz. Gerçek şu ki; biyodizel ve biyoetanol konusunda teknolojik olarak geride değiliz. Sorunumuz, hala bir sistemin kurulamamış olması ve ÖTV'nin tuz biber olması. Verdiği zarar mı? Geçen her gün daha da belirgin olarak görülecek. Bugün ABD'de 66 biyodizel tesisi çalışır vaziyette, 49 tesis inşaatı devam ediyor ve 8 tesis proje aşamasında. Tesisler, lisanslarını, tesis kurulmadan önce alıyorlar !!!. Kendi biyodizelini üretmek serbest olduğundan ve bunda da gerek kalite ve gerekse vergi yönünden bir farklılık olmadığından bir kısıtlama getirilmemiş.